Zeynep Merdan / Kısa Öyküler

Hınç Gülleri Dövmesi Bağırdım Bağrıma
YA hangi taarruz haklı intikamı kılamaz meşru ŞA hangi intikamı tabakta bıraktığımı gördünüz tadarken soğuk tabağımda yazgımı Hangi haddi buldu da vardı kapıma hadsizlerin hangisi hani hani nerde Bir hınca sabrı belletmek kaç yıl biter Kalbi kendimden azad etmeğe asıl kaç yıl müebbet SENİ SEVMEYE HÜKÜM GİYDİM diyen şarkıdan aldım mührü de ettim seni mahsustan mahkum Bu arada MAHCUBUYUM SENİ İÇİME MAHKUM KILANIN akar ağlamak nehirleri yüzümde yüzünün kininde akıtırken seni
Yakacağım yakacağım kahrolsun Muhterisi Müntekim edene and olsun Boşuna ol Boşuna ol Boşuna ol “THE DAMAGE IS DONE SO I GUESS I LL BE LEAVING”

*

Shine on You Crazy Diamond
Kalbim elmas değildi yalan söyledim. Pahası biçilemez kalp namahremdi yaram nasıl görünürdü koynunda İnsan neyle örter ruhundaki yaraları asıl tesettür gerek yaralara YAMALAMADIN BENİ Mahcup yalanlar yüzümde astar Mağlup kraliçenin esrimiş tacı Münasip Gördün işte kibirden kürklere değil gururdan paltolara büründüğümü paltoma saklanamayan cevheri de gördün elmas değil kristaldi parlaktı parıltılı pırıltılı sert değildi kırılmazdı kırılmıştı kırık kızgın kırgın demiştim sana düşürme sakın düşürme sakın
sahi ben sana hiç söylemedim mi beni PARAMPARÇA.

*

SIRma
kimindir benzemeyen YÜZ bile kendine YÜZlerce binlerce kimindir bu YÜZler YÜZ kimindir ters YÜZ etmek lazım o YÜZsüzleri terisini YÜZmek lazım YÜZüne derisini terisini YÜZüp yıkamalı YÜZer olmaklı YÜZyıllar sonra o YÜZsüzler YÜZlerinin içinin içYÜZü içinde

*

SerenCAN
“hatırlarsınız bir gün dergâhta aşktan söz ediyordunuz”
ben bir cezbe idiySEM SEN EN vardımdı sana susamaklıydım peygamber gözlerim vardı sıfatlarına mı kaldıydım kifayetini söktüydüm şerrini ruhundan can almaklıydım vermek için CAN CAN  “madem soysuz göynün bende yoğudu” geldi yine pesimistin üç kuruşluk lirizmi nerde kaldın ey shuffle yetiş ya Radiohead adresine gitmekten aksar olan mektuba davetsiz misafir denildi de katil oldum ben  Muhyid dinin kuşu veriyordu da CAN n’oluyordu sana


Öyküler Hece Dergisinin 257. sayısında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder